Nedensizce ne demek ?

Cevap

New member
"Nedensizce": Bir Hikâye ile Kadın ve Erkek İletişiminin Derinliklerine Yolculuk

Bir gün, küçük bir köyde, birbirini uzun yıllardır tanıyan iki eski arkadaş - Ahmet ve Ayşe - eski bir kahvehanede karşılaştılar. Çocukluklarından beri her meseleye farklı bakış açılarıyla yaklaşan bu iki dost, bugüne kadar birçok konuda birbirlerine zıt düşmüş, ama her defasında karşılıklı anlayışla yollarına devam etmişlerdi. Bugün de yine öyle olacak gibi görünüyordu. Ahmet, yeni bir iş planını Ayşe’ye anlatmaya başlamıştı, fakat Ayşe’nin gözleri gitgide kararmış, yüzündeki çizgiler belli belirsiz bir huzursuzluk yaratmıştı. Ahmet fark etmeden konuşmaya devam ediyordu; "Ama Ayşe, sana diyorum ki bu planı uygularsak... Zaten bütün veriler bunun üzerinde duruyor, çok basit!"

Ayşe derin bir nefes alarak sözünü kesti. "Ama Ahmet, sen bunu nedensizce bir şekilde kabul etmişsin. Nedenini soruyor musun?"

Ahmet’in gözleri şaşkınlıkla açıldı. Bu bir soru değildi, bir itirazdı. Ayşe’nin bakışları, o dönemin kadim köy bilgeliğini taşıyor gibi, bir şeylerin eksik olduğuna dair bir iz taşıyordu. Peki, gerçekten nedensizce kabul edilen bir şey var mıydı? Ahmet bunun üzerinde düşündü ama derin bir yanıt bulamıyordu. O zaman bu konuya, bir tarihsel bakış açısıyla yaklaşmak gerektiğine karar verdi.

Erkeklerin Çözüm Odaklı Yaklaşımları: Verilere Dayalı Bir Dünya

Ahmet, iş dünyasında genellikle başarılı ve çözüm odaklı bir insandı. Verilere dayalı düşüncelerle, her sorunu çözebileceğine inanıyordu. Her adımı hesaplayan, riskleri minimize etmeye çalışan ve doğru stratejiyle işleri halledebileceğini düşünen bir karakterdi. Ahmet’in yaklaşımı her zaman pragmatikti. O, Ayşe’ye "Nedensizce" dediği şeyi açıklamak için mantıklı bir adım atıyordu.

Ahmet’in kafasında her şey bir düzene oturmuştu. Çalışma ortamında, veri analizleri, piyasa raporları ve her yeni günle birlikte elde edilen istatistikler onun için bir yol haritasıydı. Yeni iş planını ona mantıklı geliyordu çünkü veriler doğruydu. Ama ya bu verilerin altında, insanların hisleri, duyguları ve kişisel deneyimleri göz ardı ediliyorsa?

Bunun üzerinde düşündü, ama o an Ayşe'nin verdiği tepki, ona farklı bir açıdan bakmayı öğretebilirdi.

Kadınların Empatik ve İlişkisel Yaklaşımları: Duyguların Derinliklerinde Kaybolmak

Ayşe, Ahmet’e bakarak gülümsedi. "Biliyor musun," dedi, "benim senin gibi düşünmem biraz zor. Bunu belki çok defa sana söylemedim ama, işte ben öyle hesap kitap yapan bir insan değilim. İnsanlar arasında dengeyi sağlayan şey, duygular ve ilişkiler." Ayşe’nin sesindeki sıcaklık, kahvehanenin soğuk havasını bir anda değiştiriyordu. Her bir kelimesi, tarihten gelen bir anıyı taşıyor gibiydi.

Ayşe'nin yaklaşımı her zaman ilişkisel ve empatikti. İnsanları tanımadan, onların isteklerini ve hayallerini anlamadan yapılan bir planı reddediyordu. Çünkü ona göre; her davranışın bir nedeni vardı ve bu neden sadece mantıklı verilerle açıklanamazdı. Bu dünya, verilerden ibaret değildi. Bu dünya, ilişkilerle ve insan ruhunun derinlikleriyle şekillenen bir dünyaydı.

Ayşe, tarihsel açıdan, toplumsal bağlamları dikkate alarak bir değerlendirme yapıyordu. Çünkü geçmişten gelen deneyimler, bireylerin farklı bakış açılarıyla şekillenmişti. Onun için bir karar vermek, sadece neyin "doğru" olduğuna bakmak değildi, aynı zamanda toplumsal ve duygusal dinamikleri anlamak da önemliydi.

Toplumun ve Tarihin Etkisi: "Nedensizce" Kabul Edilen Gerçekler

İletişimdeki bu farklılık, toplumsal ve tarihsel bir yansıma taşıyor. Tarih boyunca, toplumlar erkekleri daha çok mantık ve çözüm odaklı düşünmeye, kadınları ise daha çok ilişkisel ve duygusal düşünmeye teşvik etmiştir. Bu, her iki cinsin de sosyal rollerine dayalı bir yapı oluşturmuş ve birbirlerini anlamada farklı yollar izlemelerine neden olmuştur. Ahmet’in verileriyle hareket etmesi ve Ayşe’nin ilişkisel yaklaşımını benimsemesi, yalnızca bireysel seçimler değil, toplumsal cinsiyet rollerinin yansımasıydı.

Ancak burada asıl soru şu: Her iki bakış açısı da eksiksiz mi? Gerçekten sadece mantıklı verilerle bir sorunu çözmek mi gerekir, yoksa duygusal bağlamları göz önünde bulundurmak mı? Toplumun geçmişten gelen bu ikili bakış açısını sorgulamak, aslında her birimiz için yeni bir yol haritası oluşturabilir. Kendi deneyimlerimizi ve geçmişimizi göz önünde bulundurarak nasıl bir bakış açısı geliştirebiliriz?

Sonuç: İletişimde Dengeyi Bulmak

Ahmet ve Ayşe, sonunda birbirlerinin bakış açılarını kabul etmeye başladılar. Ahmet, Ayşe'nin insanlara dair içsel bir derinlik ve empati kattığını fark etti. Ayşe ise Ahmet’in çözüm odaklı yaklaşımının pratikte ne kadar önemli olduğunu kabul etti. Bu karşılaşma, onlara yalnızca birbirlerini değil, aynı zamanda iletişimde dengeyi bulmanın gerekliliğini öğretti.

Peki, sizce bu ikili bakış açılarının dengesi nasıl bulunabilir? Bir meselede hem çözüm odaklı hem de duygusal boyutları hesaba katmak mümkün müdür? Ya da bu iki yaklaşımın birbirine ne kadar zıt olduğunu düşünüyorsunuz? Her iki bakış açısının bir arada olabileceği bir çözüm öneriniz var mı?

Kaynaklar:

1. Tannen, Deborah. You Just Don’t Understand: Women and Men in Conversation

2. Lakoff, Robin. Language and Woman’s Place

3. Cameron, Deborah. Feminism and Linguistic Theory